Bolluk, bereket ve daha bir sürü şey…

Aylık Bülten

Güncel çalışmalarımdan, yayınladığım yazı ve videolardan en hızlı şekilde haberdar olmak için, aylık bültenime üye olun.

    “Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur.” – Mevlana

    Semt pazarının kurulduğu Cuma günlerini saymazsak, genelde sessiz, sakin, kendi halinde bir sokakta oturuyorum. Dışarıya biraz kulak verdiğimde, kolaylıkla kuş cıvıltılarını duyabiliyorum. Biraz daha dikkat kesildiğimde ise, en az beş farklı çeşit kuş sesini ayırt edebiliyorum. Kumrular, kargalar, martılar, kırlangıçlar, guguk kuşları, bülbüller, vs.

    İtiraf etmek gerekirse, son beş yıldır aynı evde oturmama rağmen, ancak son bir yıldır bunun farkındayım. Daha evvel büyük ihtimalle korna seslerini yada sokak gürültülerini duyuyordum. Çünkü o zamanlar, dikkatimi bilinçli yönlendirme farkındalığına sahip değildim. Her daim otopilotta olan zihnim, kendine yakın bulduğu şeyleri (ki genelde kaotik şeyler) dış dünyada bulur ve algı seviyeme getirirdi. Ne zaman ki dikkatimi bilinçli olarak yönlendirmeyi öğrendim, işte ancak o zaman mahallemdeki kuş milleti komşularımla tanıştım:)

    Penceremden dışarıya baktığımda, diğer pencere önlerine, balkon kenarlarına, ağaç dallarına konan kuşları görürdüm. İçimden hep, “keşke benim pencereme de gelseler” diye geçirirdim. Bir süre boyunca içimden bu şekilde istemeye devam ettim. Ama nafile, ne gelen vardı ne de giden:)

    Ders 1: İstediğin bir şeyi hemen kendine çekmek istiyorsan, ona “yem at”:)

    Kuru kuru istemenin sonuç getirmediğini görünce, en nihayet aksiyona geçmeye karar verdim. Kendime sordum, bir kuş ne ister? Cevap basitti, elbette ki yiyecek:) Hemen bir ekmek dilimini kırıntı haline getirdim ve pencerenin önüne serptim. Ve nihayet beklenen oldu! Yarım saate kalmadan penceremin önünde bir çift kumru belirdi:)

    Her sabah, kendime kahvaltı hazırlarken, onlar için de bir dilim ekmeği  ufalamaya başladım. Genelde hep aynı kumru çifti geliyordu. Erkek olan semiz, güçlü ve parlak tüylü, dişi olan ise alacalı ve ufak tefekti. Erkek olan bir yandan yemini yerken diğer yandan etrafı kolaçan edip yemeklerine dadanan diğer kumruları kovuyordu. Dişi olan ise gayet rahat, mutlu mesut bir şekilde sadece yemini yiyiyordu.

    Ders 2: “Paylaştıkça azalır” yanılsamasından kurtul! Hakikati gör: “Paylaştıkça artar”

    Gel zaman git zaman, ekmek kırıntıları yerine, hakiki kuş yemi alayım bari dedim. Hem pratik hem de kuşlar için daha faydalı olur. Gittim, vitaminli bir kuş yemi aldım. Bu kuş milletinin içinde nasıl bir içgüdü sistemi vardır bilemiyorum ama, kuş yemine geçtikten sonra, penceremin önünde kelimenin tam  anlamıyla izdiham yaşandı:) Neredeyse duyan geldi, duyan geldi! Bir kavga, bir kıyamet, görmeniz lazım:)

    Birbirine kanat vurup kovalayanı mı istersin, yoksa boyun boyuna kavga edeni mi? Ne ararsan var. Ama işin ilginç yanı, en bitirici silahları olan gagalarını bu yem savaşında birbirlerine karşı asla kullanmıyorlar. Çünkü amaçları zarar vermek değil sadece yemden uzaklaştırmak. Bu anlamda insanlara göre çok daha centilmence mücadele ediyorlar. Bu arada, olan bizim yemlere oluyor. Onlar yem için mücadele ederken, yemin yarısı etrafa saçılıyor ve hiçbirine kısmet olamadan yerlere dökülüyor.

    Ders 3: Niyetine karşılık olarak geleni, olduğu haliyle, yargılamadan kabul et.

    Onların bu halini gördüğümde, baştan çok rahatsız oldum. Hepsine yetecek kadar bol bol yem koyuyordum. Ama onlar,  güzel güzel paylaşmak yerine birbirlerine giriyorlardı. Benim amacım onları kavga ettirmek değil, beslemekti. Ve aklıma şu düşüncenin düştüğünü gözlemledim; “acaba bir daha onlara yem vermesem mi?”

    İşte bu esnada, duruma daha geniş bir perspektiften baktım. Aslında, biz insanlar da birbirimize karşı, tıpkı bu kuşlar gibi ve hatta daha acımasız bir şekilde davranıyoruz. Evet, bu dünyada herkese bol bol yetecek kadar kaynak var ama biz kendimizi bir kavgaya kaptırmış gidiyoruz. Birbirimizi yenmekle, birbirimizin yolunu kesmekle o kadar meşgulüz ki, asıl hedefimizi unutup aynı bu kuşlar gibi gaflete düşüyoruz.

    Ve sonra, evrendeki tüm bolluk ve bereketin asıl kaynağı olan yüce yaradanı düşündüm. O bizim bu halimizi gördüğünde “şunların yemini bir keseyim de akılları başlarına gelsin” demiyor. Tam tersine, sonsuz kaynağını, bize karşılıksız olarak sunmaya devam ediyor. Ve hiç karışmıyor, yargılamıyor, suçlamıyor. Bizi olduğumuz gibi seviyor ve kabul ediyor.

    Ders 4: Bolluk ve bereketi kendinden uzak görüp onu çekmek için uğraşacağına, bolluk ve bereketin ta kendisi ol.

    Biliyorum ki, onların benim verdiğim yeme ihtiyaçları yok. Onlara yem vereyim ya da vermeyeyim, kendi kısmetlerine düşeni zaten bir şekilde bulacaklar. Bu güne kadar nasıl yaşadılarsa, bundan sonra da yaşayabilirler. Kuşlara yem vermekten vazgeçtiğim takdirde, onların bolluk ve bereketlerine kanal olmanın verdiği hazdan kendimi mahrum etmekten başka hiç bir şey değişmeyecek. Dolayısıyla, evrendeki bu güzel akışın ufak ta olsa bir parçası olmak varken, vazgeçmenin manası nedir?

    Ders 5: Herkesin bu hayatta karşılık beklemeden verebileceği en az bir şey vardır. Aklın yerine kalp geçmeye başladıkça, verebileceklerinin niceliği de niteliği de artar.

    Hepimiz hayatımıza daha fazla refah, daha fazla bolluk ve daha fazla bereketi çekmek istiyoruz. Buna giden yolun ise, sadece “almak ve biriktirmekten” geçtiği inancına bir şekilde koşullanmışız. Halbuki, karşılıksız “vermek ve paylaşmak” bilincine kendimizi açtığımızda, bu dünyada ne kadar büyük bir fark yaratabileceğimizi bir düşünsenize!

    Bunu gerçekleştirmek inanın ki çok zor değil.  Tek yapmamız gereken, bizde zaten var olanı paylaşmak, karşılık beklemeden, sadece paylaşmanın hazzını alarak… Bilgisi olan bilgisini, neşesi olan neşesini, parası olan parasını, sevgisi olan sevgisini.. Verebildiği kadar, verebildiği sürece, ne daha fazla, ne de daha az…

    Sevgiler!
    Esra

    “Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol
    Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol
    Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol
    Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol
    Hoşgörülükte deniz gibi ol
    Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
    ” – Mevlana

    Youtube Kanalım

    En Son Yazılar